SİMYA

Başlangıçta bakır ve kurşun gibi metalleri altın ya da gümüşe dönüştürme girişimleri olarak ortaya çıkan uğraş. Alşimi olarak da bilinir.

Simya araştırmalarının, şifa ve ölümsüzlük iksiri yapma, basit metallerin altına dönüştürülmesi gibi hedefleri, gerek doğuda gerekse batıda uzun bir tarih öncesi geçmişe sahiptir. Buna ek olarak, belirli bir mitolojik ve dinî yapı da barındırır. Örneğin, sayısız efsane ve mit uzun ömür, gençleşme ve hatta ölümsüzlüğü bağışlayan pınar, ağaç ya da maddeleri konu eder. Simyanın, geliştiği kültürlerde, mistik bir gelenekle her zaman yakın ilişkisi oldu.

Simyayı yalnızca basit metalleri değerli olanlara dönüştürme sanatı olarak tanımlayan H. H. Dubs, bu tekniğin Çin’de başladığını ileri sürmüştür. Ancak bu hipotez çoğu araştırmacı tarafından kabul edilmemektedir.

Simyanın tarihsel başlangıcı kesin olarak bilinmemekle birlikte, simya inanç ve gelenekleriyle, erken dönem madenciliği ve metalürjinin gelişimi arasında bir paralellik gözlenmektedir. Yakın zamanlara dek, bilim tarihçileri simyayı ilkel kimya, yani olgunlaşmamış bilim olarak görüyorlardı. Aslında simyacılar ilk kimyagerler gibi lâboratuvar ve belirli aletlerden yararlanıyorlardı. Daha da önemlisi, simyacılar, sonradan kimya biliminin gelişmesinde rolü olacak olan bazı buluşların da mucitleriydi.

Ancak erken kimyagerlerin yöntem, ideoloji ve amaçları simya geleneğini uzatmaya yönelik değildi. Çünkü simyacılar doğanın bilimsel yönden incelenmesiyle ilgilenmiyorlardı.

Simya geleneği, on dokuzuncu yüzyılda, kimyasal yollarla altın yapmanın mümkün olmadığı bilimsel olarak kanıtlanıncaya dek sürdü.



www.Ansiklopedim.info