HİNT UYGARLIĞI
| İndeks: H |
Hindistan, Çin’den sonra dünyanın en kalabalık ülkesidir. Dünya üzerindeki en eski uygarlıklardan birine sahip olan Hindistan’ın ilk dönem tarihine ait bilgiler arkeolojik verilere dayanır. Yapılan arkeolojik çalışmalar sonucunda, İndus Vadisi’nin batısında M.Ö. 3500′lerde yaÅŸamış yarı göçebe topluluklar ortaya çıkmıştır. Daha sonra toprak ekiminin geliÅŸmesiyle M.Ö. 2500′lü yıllarda yerleÅŸik köy yaÅŸamına geçilmiÅŸtir.
M.Ö. 2300′lerde İndus Vadisi çevresinde geliÅŸmiÅŸ kentlerin ortaya çıktığı bir uygarlık yükselmiÅŸtir. Bu dönemde düzenli bir plâna göre kurulan kentlerde, evlerin yanı sıra, tapınak, hamam, dükkân ve atölye gibi yapılar bulunuyordu. İndus Irmağı’nın çevresindeki verimli ovalarda buÄŸday, arpa, pirinç, hurma, susam, kavun ve pamuk yetiÅŸtiriliyordu. Ayrıca, komÅŸu uygarlıklarla ticaret de yapılıyordu. İndus bölgesinin uygarlık merkezi olma özelliÄŸini kaybetmesinin ardından, Ganj Vadisi’ne yönelik göçlerle yeni bir uygarlığın temelleri atıldı. Burada kabile sisteminin yerleÅŸmesiyle birlikte, toprak sahibi kralların, rahiplerin ve aristokrat sınıfının önemi arttı. Bu dönemde kast sistemi biçimlenmeye baÅŸladı. Kast sisteminde toplumsal sınıfları; brahmanlar (din adamları), kÅŸatriyalar (asker ve asiller), vaysiyalar (sanatçı, tüccar ve köylüler), südralar (işçiler) ve paryalar (köleler) oluÅŸturmaktaydı.
M.Ö. 6. yüzyılda büyük din reformcusu Buda, yeni bir inanç sistemi geliÅŸtirdi. Ona göre ruhun ölümsüzlüğünü saÄŸlamak için, karşılık beklemeden iyilik yapmak, temiz yürekli olmak ve maddî tutkulardan uzak durmak gerekiyordu. Buda’nın yeni öğretisi tüm Hindistan’da hızla yayıldı. Budacılık misyonerler aracılığıyla Çin, Tibet ve Tayland gibi ülkelere de yayıldı.
Eski Hint uygarlığı, M.S. 4. yüzyıldan 5. yüzyıla kadar egemen olan Gupta krallarının küçük krallıkları ortadan kaldırmasıyla geniÅŸ bir alana ulaÅŸtı. Guptalar, 6. yüzyılda Orta Asya’dan gelen Hunların saldırısına uÄŸradı. Bu saldırı sonucunda Guptalar zayıfladılar. Bu kargaÅŸa ortamında Racput adı verilen “kralların oÄŸulları”, yönetimi ele geçirdi. Racputlar kendi aralarında iyi anlaÅŸamadıklarından, sürekli birbirleriyle mücadele ediyorlardı. Racputların kendi aralarındaki mücadelelerinden dolayı Kuzey Hindistan, dışarıdan gelen saldırılara karşı savunmasız kalıyordu. Bu durumdan yararlanan Gazneliler 10. yüzyılın ikinci yarısında Hindistan’a girdiler. Gazneli Sultan Mahmut, Hindistan’a düzenlediÄŸi seferler sonucunda burada büyük bir devlet kurdu. Bu seferler sonucunda İslâmiyet Hindistan’da hızla yayıldı. Gaznelilerden sonra Gurlular Hindistan’a uzun süre egemen oldular.
1526 yılında Babür Åžah’ın Kandehar’dan Bengal’e kadar olan sınırları ele geçirmesiyle Hindistan’da MoÄŸol kökenli Babür egemenliÄŸi baÅŸlamış oldu. Babür Devleti’nin en ünlü hükümdarı olan Ekber zamanında devletin sınırları geniÅŸledi. Ayrıca, Müslüman ve Hindu halklarını birbirine kaynaÅŸtırmaya çalıştı. Ekber’in torunu olan Åžah Cihan’ın Agra kentinde yaptırdığı Tac Mahal dünya kültürel mirasının en önemli eserleri arasındadır. Babür Devleti’nin sonlarına doÄŸru Müslümanlar ile Hindular arasında anlaÅŸmazlıklar çıktı. Bu anlaÅŸmazlıklar sonucunda zayıflayan Babür Devleti yıkıldı.
On beÅŸinci yüzyılın sonlarına doÄŸru Avrupalı tüccarlar, Afrika’nın güneyinden dolaÅŸarak Hindistan’a vardılar. İlk gelenler Portekizliler ve Hollândalılar oldu. 17. yüzyılın baÅŸlarında Hindistan pazarını kapmak için asıl mücadele edenler, Fransızlar ve İngilizler arasında oldu. Fransızlar 1954′e kadar Hindistan’da bazı limanları ellerinde tuttular. Portekizliler ise iÅŸgal ettikleri yerlerden 1961′de çıktılar.
Hindistan, İngiltere’nin en önemli ve en çok gelir getiren sömürgesiydi. Hindistan’ı, İngiliz hükûmetince beÅŸ yıllığına atanan bir genel vali yönetiyordu. Hindistan halkı ağır vergiler altında eziliyordu. Batı üniversitelerinde okuyan Hintli gençler, sömürü altındaki ülkelerine özgürlük ve demokrasi düşüncelerini getirdiler. Bu aydın sınıf 1885 yılında bağımsızlık hareketini baÅŸlattı. Bundan sonraki 50 yıl bağımsızlık mücadelesiyle geçti. Birinci Dünya Savaşı’nda Hindistan birlikleri İngiltere’ye baÄŸlı olarak çarpıştı. Bu savaÅŸta İngilizler, Hindistan’ın bütün olanaklarını kullandılar.
Bu sırada bağımsızlık hareketinin önderi olarak Gandhi ortaya çıktı. O, pasif direniÅŸ kampanyasıyla ülkenin bağımsızlığını kazanabileceÄŸini söylüyordu. Kampanyayla milyonlarca insan harekete geçti. İngilizler gerekli önlemleri almıştı; fakat bağımsızlığa inanan Hindistan halkı Gandhi’nin pasif direniÅŸ kampanyası sonucunda 26 Ocak 1930 yılında bağımsızlığını ilân etti.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Hindistan’da iki devlet ortaya çıktı. Biri Hindistan adını korurken diÄŸeri Pakistan adını aldı. Sınırlar nüfusun dinî yapısına göre belirlendi. Hindistan, Hindu çoÄŸunluÄŸun; Pakistan ise Müslüman çoÄŸunluÄŸun yaÅŸadığı yerleri içine alıyordu. Ancak sınırların her iki yakasında da bir göçmen trafiÄŸi yaÅŸanmaya baÅŸlandı. Pakistan sınırları içinde bulunan Sihler ve Hindular Hindistan’a; Hindistan’daki Müslümanlar ise Pakistan’a geçmeye çalışıyorlardı. Bu geçiÅŸler sırasında 200 bin insan yaÅŸamını yitirdi.
Hindistan’da bilimsel çalışmaların kökeni M.Ö. 5 binlere kadar uzanır. Hintlilere göre gök sistemi, dünya merkezli bir sistemdir. Onların astronomi çalışmaları gezegenlerin hareketleri hakkında bilgiler içerir. Ayrıca, Dünya - GüneÅŸ uzaklığı hakkında tahminler yapmışlardır.
Hindistan’da 10 tabanlı bir matematik sistemi kullanılmaktaydı. Sıfırı da ilk defa Hintli matematikçilerin kullandığı bilinmektedir.
Hint felsefesine göre, canlı, evrenin küçük bir modelidir. Canlı da doğadaki diğer cisimler gibi toprak, su, hava ve ateşten meydana gelmiştir.
Bu uygarlığın bilim ürünleri önce İslâm dünyasında Arapçaya, sonra buradan aldığı katkılarla birlikte Lâtinceye çevrilmiştir. Bu yüzden Hint uygarlığındaki çalışmalar, diğer toplumların bilimsel faaliyetlerini etkilemiştir.

